Yakup Köse: Çocuktum ufacıktım, yargılandım idam aldım

dunyadan

Global Mod
Global Mod
Yakup Köse: Çocuktum ufacıktım, yargılandım idam aldım
1996 yılında bir imam hatip öğrencisiydim. Çeçenistan‘daki Rus zulmünü kınamak için Antalya Murat Paşa Camii önünde yapılan bir gösteriye katılmıştım. Birkaç slogan atıp dağıldık. Önümdeki ağabeylere bakarak yaptığım parmak işareti yüzünden mimlendim. Evimden alındım. Beni arkadan ters kelepçeleyerek ‘Beyaz Reno’ya’ bindirdiler, sağımda solumda iki polis, kafama basıp ön koltukların arasına sıkıştırdılar. Tam sekiz gün boyunca sorgulandım ve karanlık bir hücrede kaldım. Gelen giden dövüyordu, oldukca hırpalandım. ‘At şuraya bir imza da bitsin’ dediler, okumadan attım. hemen hemen 14 yaşındaydım, okusam da anlamazdım.

Bu yaşta bir çocuk suçlu bile olsa ıslah evine gönderilir, beni cezaevine koydular. daha sonra Antalya’dan Nazilli E Tipi cezaevine sevk ettiler, ufaktır demediler kapı altı muamelesinden geçirdiler. Ne dayaklar ne dayaklar. Fotoğrafçı bile dövdü, kafamı kuru kuruya usturaya vurdular, eski bir yatak kirli bir yastık ve ter kokan battaniye verdiler, yat zıbar dediler şurada! Adli suçluların arasındaydim, katiller, soyguncular, uyuşturucu satanlar. Bildiğiniz koğuş, ağası mağası var.

İzmir DGM’de ilk celse kimlik tespiti, ikinci mütalaa, üçüncüde karar. ‘Kalkın ayağa!’

‘Yakup Köse’nin anayasal düzeni silah zoruyla yıkmaya teşebbüsten idamına, yaşı küçük olduğu için müebbede, iyi halinden ötürü 18 yıl 8 aya…’

oysa ben silahı jandarmaların omzunda gör-müştüm ilk defa.

Tuttu çatır çatır kalemi kırdı, gözüme bakıyor. Yıpratıp yıldıracak aklı sıra.

Aynı hakim tespih çeken anneme de ‘Kadın’ diye bağırmış azarlamıştı hatta.

Çıktık gidiyoruz rahmetli anacığım komutandan izin istedi ‘Ne zamandır hasretim bir sarılabilir miyim oğluma?’

‘O artık hüküm giymiş bir terörist, uzak dur yaklaşma!’

Cezaevinde, koca subay koluma girdi, maltada dolaştırıyor, yağlı urganların altında. Bak sen idamlıksın, ayağını denk al ona nazaran ha!’

Yıl 1997 ve 28 Şubat kasveti nasıl da çökmüş yurduma.

Manisa davasından sol cenahın gençleri yargılanıyordu arkasında bir sürü artist Yılmaz Erdoğanlar, Türkan Şoraylar. Hatta gazeteler Manisalı çocuklar diye benim resmimi kullandılar. Trenlere slogan yazmış, molotof atmışlar esnafa. Mahkeme onları tahliye etti, bana sehpa!

Derken Bandırma Cezaevine sevk edildim, daha ziyade Kur’an-ı kerim öğrettiği için, medrese açtığı için yargılanan insanlar vardı. Aaa bi baktım benim yaşlarımda bir çocuk. 15 Temmuz şehidi rahmetli Halil Kantarcı. Akrandık ve oldukça güzel günlerimiz geçti orada, inanın hala tütüyor burnumda. Anam rahmetliden sarma istemiştim kadıncağız yapmış taa Antalya’dan getirmiş kapıya. Tencereyi elinden alıyorlar, bir şut, nimetler sokağa…

Hikmet Sami Türk, Adalet Bakanı olunca baskılar arttı. Neymiş ezan okuyor, namaz kılıyormuşuz topluca. Bir yılbaşı günü (Noel Baba Operasyonu) gaz maskeli robocopların hücumuna uğradık, arkadaşlardan biri seccadeye basmayın dediği için silah kullanmaya başladılar, Halil de, ben de yaralandık sırf bir dergi satın aldığı için yatan ve tahliyesine üç gün kalan hekim ağabeyimizi G-3 ile göğsünden vurup katlettiler yanımızda. Halil’in ıslak pamuklar içinde yeşerttiği bir fasulyesi vardı ezdiler postallarıyla.


Hepimizi bir tarafa dağıttılar. Halil ile ikimizi Eskişehir’e yolladılar.

Açık öğretimde okuyordum cezaevi yakıldı, benim belgeler de gitti araya.

Bolu F Tipi rejimin aynasıydı sanki, cezaevi müdürü beni yere yatırtıp saçlarımı kırptırırken ‘bak çocuk’ dedi haşa, ‘Burada Allah yok ona gore ha!’

Metris, Silivri derken AB uyum yasalarıyla saldılar dışarıya.

Bütün bunlar, şu an şükredecek ne fazlaca şeyimiz olduğunu gösteriyor aslında.

28 Şubat’ı unutmamak lazım, bunlar hala kuvvetli ve aynı şeyleri yapmak için fırsat kolluyorlar açıkça.

İRFAN ÖZFATURA

Haber Sitelerinden Alıntı Yapılmıştır.