Eylül hangi dilde ?

Selin

Yeni Üye
Eylül Hangi Dilde? Bir Hikaye Paylaşımı

Selam forumdaşlar! Bugün size çok özel bir hikâye anlatmak istiyorum. Hikâyenin içinde sizleri de görmek ve düşüncelerinizi duymak beni gerçekten çok mutlu eder. Hikâyenin başında bir soru var, belki de hepimizin kafasında: Eylül hangi dilde? Duyguların, ilişkilerin, belki de kaybolan zamanın dilinde. Herkesin kendine göre bir cevabı olabilir, ama bu hikâyenin ana karakteri, yaşadığı duygularla bu sorunun yanıtını bulmaya çalışıyor. Gelin, onu birlikte keşfedelim.

Bir Eylül Hikâyesi: İki Karakter, İki Yaklaşım

Bir zamanlar, küçük bir kasabada bir kadın ve bir adam vardı. Kadın, adı Elif, sıcak bir gülümsemesi ve kalbiyle insanlara dokunan biri olarak tanınıyordu. Erkek ise, adı Kemal, analitik zekası ve her zaman çözüm odaklı yaklaşımıyla biliniyordu. Onlar, aynı kasabada, aynı dönemlerde yaşıyorlardı ama birbirlerini tanımıyorlardı.

Bir gün, Elif kasabanın dışındaki ormanda yürürken bir ses duydu. Burası, Eylül’ün geldiği yerdi. Her Eylül ayında, kasabada bir festival yapılır, ama bu festivalin özel bir yönü vardı. Her yıl, kasabanın halkı Eylül’ü bir şekilde kendilerine göre bir dilde anlatmaya çalışır, çünkü Eylül ayı, duyguların ve değişimin ayıdır. Bu yıl, Elif de kendi Eylül’ünü bulmayı arzuluyordu. Eylül’ün, sadece bir mevsim değil, bir dil olduğunu fark etmişti. Eylül, anıların ve duyguların suskun ama güçlü bir anlatıcıydı.

Kemal ise, hayatını daha çok işler ve çözüm yolları üzerine kurmuştu. Onun için duygular birer karmaşık denklemdi, çözülmesi gereken şeylerdi. O, Elif gibi hislere dalmaz, daha çok ne yapılması gerektiğine odaklanırdı. Fakat bir gün, kasabada bir tartışma sırasında Elif ve Kemal yollarının kesişti.

İki Farklı Bakış Açısı: Çözüm ve Empati

Elif, Eylül’ü kasabaya gelen rüzgar gibi hissetmişti. Mevsimlerin değişiminde kaybolmuş anıların bir yankısı vardı, adeta bir dil gibi. Eylül, onun için insanın içinde kaybolan duyguların dışa vurduğu zaman dilimiydi. “Eylül hangi dilde?” sorusu, Elif’in içsel bir arayışıydı. Eylül, hislerin dile geldiği, geçmişin ve geleceğin bir arada var olduğu, varlığı hissettiren ama aynı zamanda sessiz kalan bir ayda başlıyordu.

Kemal’in bakış açısı ise çok farklıydı. O, her şeyi daha net görmek, çözümlemek istiyordu. Eylül için bir soru vardı, bir problem. “Eylül’ü hangi dilde anlarız?” Eylül’ü çözmek, anlamak ve adeta pratik bir dilde ifade etmek istiyordu. Onun için Eylül, sezgisel bir anlayıştan çok daha fazlasıydı. O, bir projeye dönüşebilecek, detayların peşinden gidilebilecek, sonuç alınabilecek bir şeydi.

Bir gün, kasabanın meydanında karşılaştılar. Elif, gözlerinde kaybolan bir ışıkla Kemal’e döndü ve dedi ki, “Eylül’ü hissetmen gerek, her şeyin çok sessiz olduğu bir anda, sadece varlıkla…”

Kemal, Elif’in söylediklerine anlam veremedi. “Ama Eylül sadece bir mevsim, bir takvim sayfası. Duyguların bir dilde ifade edilmesi gerekmez mi? Her şeyin bir çözümü olmalı.”

Eylül’ün Anlatılmadığı Dil: Hislerin Gücü

Elif ve Kemal’in bakış açıları birbirine zıttı, ama bir o kadar da tamamlayıcıydı. Elif, çözüm yerine empatiyi, hisleri ve duyguları esas alırken, Kemal daha çok işlevsel bir dilde düşünüyordu. Onun için duygular, açıklanması gereken, stratejik bir şekilde ele alınması gereken bir konuydu.

Bir gün, kasabada büyük bir fırtına çıktı. Herkes evine çekilmişti, ama Elif ve Kemal, kasabanın ortasında, birbirlerinden birkaç adım ötede duruyorlardı. Fırtına tüm kasabaya hâkim olmuştu, rüzgar o kadar güçlüydü ki, bir süre hiçbir şey duymuyorlardı. O an Elif, fırtınayı tam anlamıyla hissetmişti. Eylül’ün dili, kaybolan her şeyin, fırtınanın içinde yankı buluyordu. Kemal ise rüzgârın getirdiği seslere çözüm arıyordu, “Bu fırtına, kasabada her şeyi yıkacak! Hemen bir çözüm bulmalıyız!”

Elif, tam o an Kemal’e döndü. “İşte bu,” dedi, “Eylül’ü sen bu şekilde anlamadın. Bazen hislerin ve zamanın etkisiyle kaybolmak gerekir. Bazen çözüm değil, sadece varlık gerekir. Eylül, zamanın dilinde konuşur.”

Kemal, Elif’in sözlerinden etkilenmişti ama anlayamıyordu. Fırtına geçtikten sonra, kasaba yeniden normale döndü. Ama Kemal, Elif’in bakış açısının etkisi altında kalmıştı. Bazen her şeyin bir çözümü olmadığı gerçeği, gerçek bir dersti.

Hikâyenin Özeti: Eylül’ün Dili

Eylül, hem bir soru hem de bir cevap haline geldi. Elif, onun dilini empatiyle, hislerle anlamaya çalışırken, Kemal çözüm ve stratejiyle yaklaşmayı tercih etti. Ancak ikisi de bir noktada birbirini tamamladı. Eylül’ün dili, her iki bakış açısının birleşiminde anlam buldu.

Forumdaşlar, sizce Eylül hangi dilde? Hisler, bir anlamda çözüm ve stratejinin ötesinde bir dil mi oluşturuyor? Bu konuda sizlerin bakış açısını öğrenmek beni çok mutlu ederdi. Kendi Eylül’ünüzü nasıl anlatırsınız? Yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum!