Toprağımız bizi doyurur
Dünyada gıda tutarlarında yaşanan artışlar yerli ve milli üretimin ne kadar önemli olduğunu bir defa daha ortaya koydu. Rusya Ukrayna savaşı ile beraber özellikle ayçiçeği yağı tedarikinde yaşanan sıkıntılar piyasalarda panik havasına niçin oldu. Ancak savaş gibi fevkalade durumlarda yaşanan fiyat artışlarını sadece “stokçuluk” ve “fırsatçılık”la izah etmek mümkün değil. Bunun arkasında Türkiye’nin gıda mamüllerinde ithalata bağımlı hale gelmesi ve yanlış tarım politikaları da yatıyor. Uzmanlara bakılırsa bu durumu çözümü savunma sanayinde olduğu gibi yerli ve milli üretimden geçiyor. İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) başkan adayı ve TAYAŞ Gıda Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Kazım Taycı şu an ayçiçeği ve hububatta tutarların artmasının temel sebebinin Rusya-Ukrayna savaşı olduğunu belirterek “Bu süreç uzarsa fiyatlar daha da artabilir. Ama bu savaş bize yerli ve milli tarım politikalarının ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Türkiye, iklimiyle, verimli topraklarıyla ihtiyacımız olan temel gıda mamüllerini bize sunmaya hazır. Türkiye tarımda kendi kendine yetebilen bir ülke olmalı. İthalata dayalı tüketimden vazgeçilmeli” dedi.
RUSYA VE UKRAYNA YERLİ ÜRETİMİ BALTALADI
Kazım Taycı, Türkiye’nin ithalata nasıl bağımlı hale getirildiğini ise ilginç bir örnekle deklare etti: Rusya ve Ukrayna ayçiçeğinde fazlaca büyük üretici olduklarından ötürü bunu bizim aleyhimize kullanıyorlar. Bizde rekolte yüksek olunca tutarları indiriyorlardı. Çiftçi de ekime bırakıyor. Ayçiçek, mısır ve buğday gibi temel ürünlerde yerli ve milli üretim şart. Onun için çiftçi sübvanse edilmeli. İthalata giden para çiftçiye verilmeli. Belki bölge ülkeleri daha ucuz olabilir ama biz tarımda yerli hale geliriz. Taycı yerli ve milli tarım için önerilerini ise şu biçimde sıraladı: Planlı ekim oldukca önemli. örneğin bu yıl patates-soğan para ediyorsa ertesi sene üreticilerin hepsi patates-soğan ekiyor. Rekolte yüksek olunca fiyatlar düşüyor, üretici mağdur oluyor. Ya da tam tersi. Az ekilince fiyatlar artıyor, bu defa da aracılar kazanıyor. ötürüsıyla tarımda bölgesel planlama gerekiyor. Bölgenin iklim ve toprak şartlarına nazaran ürün ekimi teşvik edilmeli. Gerekirse kota getirilmeli. İkincisi çiftçinin tarımdan para kazanması gerekiyor. Çiftçi hasat daha sonrası borcunu kapatamayınca ekimden vazgeçiyor. Köyünü bırakıp sigortam olur, düzenli gelirim olur diyerek şehirde fabrikaya çalışmaya gidiyor. Köylüyü yine kırsala döndürmemiz gerekiyor. Toprağın miras yoluyla bölünmesinin önüne geçilmesi gerekiyor. Küçük çaptaki üretimle rekabetçi olmak gayet zor. Özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde yürütülen toprak bütünleştirme projesi tüm ülke çapında hızlandırılmalı. 20-30 dönümlük değil 300-500 dönümlük alanlarda ekimler yapılmalı. Bir de her çiftinin kendi traktörü ve ekipmanı var. Sırf nispet etmek için ekipman alıyorlar. Bunları verimli kullanırsak maliyetler de daha aşağı düşer.
TARIM ALANLARIMIZ KÜÇÜLDÜ
Tarım ve Orman eski Bakanı Faruk Çelik son 30 yılda 4 milyon hektar alanın tarım dışına çıktığına dikkat çekerek “Tarım alanlarımız 27 milyon hektardan 23 milyona geriledi. Gıda güvenliğimiz için ilk adım mevcut arazilerin ekiminin gerekirse yasa gücüyle sağlanmasıdır. Tarlasını iki yıl ekmeyenin arazisi devletçe ektirilip arazi sahiplerine kira bedellerinin ödenmesi, 84 milyonun hakkı olan tarım alanlarının keyfi kullanım ve yatırım maksatlı alınarak boş kalmasının önüne geçilmesi gerekir. Tarımsal alanların tarım dışına çıkmasının da önüne geçilmelidir. Bakanlığım döneminde çıkan tarımsal sit alanı uygulamasının yaygınlaştırılması, dönemimde sit alanı ilan edilen 251 ova sayısının ilk etapta 500-600’e çıkarılması şarttır” dedi.
ÖMER TEMÜR
Haber Sitelerinden Alıntı Yapılmıştır.
Dünyada gıda tutarlarında yaşanan artışlar yerli ve milli üretimin ne kadar önemli olduğunu bir defa daha ortaya koydu. Rusya Ukrayna savaşı ile beraber özellikle ayçiçeği yağı tedarikinde yaşanan sıkıntılar piyasalarda panik havasına niçin oldu. Ancak savaş gibi fevkalade durumlarda yaşanan fiyat artışlarını sadece “stokçuluk” ve “fırsatçılık”la izah etmek mümkün değil. Bunun arkasında Türkiye’nin gıda mamüllerinde ithalata bağımlı hale gelmesi ve yanlış tarım politikaları da yatıyor. Uzmanlara bakılırsa bu durumu çözümü savunma sanayinde olduğu gibi yerli ve milli üretimden geçiyor. İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) başkan adayı ve TAYAŞ Gıda Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Kazım Taycı şu an ayçiçeği ve hububatta tutarların artmasının temel sebebinin Rusya-Ukrayna savaşı olduğunu belirterek “Bu süreç uzarsa fiyatlar daha da artabilir. Ama bu savaş bize yerli ve milli tarım politikalarının ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Türkiye, iklimiyle, verimli topraklarıyla ihtiyacımız olan temel gıda mamüllerini bize sunmaya hazır. Türkiye tarımda kendi kendine yetebilen bir ülke olmalı. İthalata dayalı tüketimden vazgeçilmeli” dedi.
RUSYA VE UKRAYNA YERLİ ÜRETİMİ BALTALADI
Kazım Taycı, Türkiye’nin ithalata nasıl bağımlı hale getirildiğini ise ilginç bir örnekle deklare etti: Rusya ve Ukrayna ayçiçeğinde fazlaca büyük üretici olduklarından ötürü bunu bizim aleyhimize kullanıyorlar. Bizde rekolte yüksek olunca tutarları indiriyorlardı. Çiftçi de ekime bırakıyor. Ayçiçek, mısır ve buğday gibi temel ürünlerde yerli ve milli üretim şart. Onun için çiftçi sübvanse edilmeli. İthalata giden para çiftçiye verilmeli. Belki bölge ülkeleri daha ucuz olabilir ama biz tarımda yerli hale geliriz. Taycı yerli ve milli tarım için önerilerini ise şu biçimde sıraladı: Planlı ekim oldukca önemli. örneğin bu yıl patates-soğan para ediyorsa ertesi sene üreticilerin hepsi patates-soğan ekiyor. Rekolte yüksek olunca fiyatlar düşüyor, üretici mağdur oluyor. Ya da tam tersi. Az ekilince fiyatlar artıyor, bu defa da aracılar kazanıyor. ötürüsıyla tarımda bölgesel planlama gerekiyor. Bölgenin iklim ve toprak şartlarına nazaran ürün ekimi teşvik edilmeli. Gerekirse kota getirilmeli. İkincisi çiftçinin tarımdan para kazanması gerekiyor. Çiftçi hasat daha sonrası borcunu kapatamayınca ekimden vazgeçiyor. Köyünü bırakıp sigortam olur, düzenli gelirim olur diyerek şehirde fabrikaya çalışmaya gidiyor. Köylüyü yine kırsala döndürmemiz gerekiyor. Toprağın miras yoluyla bölünmesinin önüne geçilmesi gerekiyor. Küçük çaptaki üretimle rekabetçi olmak gayet zor. Özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde yürütülen toprak bütünleştirme projesi tüm ülke çapında hızlandırılmalı. 20-30 dönümlük değil 300-500 dönümlük alanlarda ekimler yapılmalı. Bir de her çiftinin kendi traktörü ve ekipmanı var. Sırf nispet etmek için ekipman alıyorlar. Bunları verimli kullanırsak maliyetler de daha aşağı düşer.
TARIM ALANLARIMIZ KÜÇÜLDÜ
Tarım ve Orman eski Bakanı Faruk Çelik son 30 yılda 4 milyon hektar alanın tarım dışına çıktığına dikkat çekerek “Tarım alanlarımız 27 milyon hektardan 23 milyona geriledi. Gıda güvenliğimiz için ilk adım mevcut arazilerin ekiminin gerekirse yasa gücüyle sağlanmasıdır. Tarlasını iki yıl ekmeyenin arazisi devletçe ektirilip arazi sahiplerine kira bedellerinin ödenmesi, 84 milyonun hakkı olan tarım alanlarının keyfi kullanım ve yatırım maksatlı alınarak boş kalmasının önüne geçilmesi gerekir. Tarımsal alanların tarım dışına çıkmasının da önüne geçilmelidir. Bakanlığım döneminde çıkan tarımsal sit alanı uygulamasının yaygınlaştırılması, dönemimde sit alanı ilan edilen 251 ova sayısının ilk etapta 500-600’e çıkarılması şarttır” dedi.
ÖMER TEMÜR
Haber Sitelerinden Alıntı Yapılmıştır.