Topuklu ayakkabıyı çıkarıp çizme giydiler

dunyadan

Global Mod
Global Mod
Topuklu ayakkabıyı çıkarıp çizme giydiler
Kendi işini bırakarak şehrin keşmekeşinden uzaklaşıp doğaya kaçıp tarım ve çiftçilik sektöründe girişimci olanların sayısı her geçen gün artıyor. “Susuz Tarım” projesiyle Ece Aynur Onur, “Nermin Hanım’ın Zeytinliği” ile Nermin Gökduman, “Elibelinde Tarım” projesiyle Aslı Aksoy ve kendi büyükbaş çiftliğini kuran Nurcan Kaplan.

Şehir yaşamından çiftçiliğe ve tarıma uzanan serüvenlerini Yeni Şafak Pazar’a anlattılar.

TOPRAKLA UĞRAŞMAK HEP HAYALİMDİ

Aslı Aksoy, ODTÜ İşletme bölümü mezunu. senelerca ulusal ve uluslararası şirketlerde yöneticilik yapmış olan Aksoy, 2016 yılında 15 yıllık kariyerini bırakıp memleketi Muğla’ya dönüp 40 dönüm arazide Elibelinde Tarım’ı hayata geçirip taze ve yerli kuşkonmaz üretmeye başlamış. Yaz tatillerini, babaannesinin Muğla-Karabağlar yaylasındaki 2 dönümlük küçük bir tarla arasındaki evinde tüm ailesiyle beraber geçirirken, tarlada yaz boyu yiyebilecekleri her şeyi yetiştiriyor, kendi deyimiyle “Komşularımız olan hısım akrabalarla kışlık hazırlıkları hala beraber yapıyor

Ülkemizde kuşkonmaz pek bilinmese de Türk tüketicilerin kuşkonmazı yeni tanımaya başladığını söyleyen Aksoy, “Ülkemizdeki kuşkonmaz tüketimi, toplam üretimle limitli. Bu açıdan kuşkonmazı biraz da avokadoya benzetiyorum. Paralel bir eğilim ile önümüzdeki birkaç sene arasında kuşkonmazı baharın müjdecisi olarak oldukça daha yaygın ölçekte sofralarımıza kabul etmiş olacağız” diyor. Kurumsal iş yaşamını da net bir biçimde özlemediğini söyleyen Aksoy, doğanın kendi ritmi arasında ve onun bir parçası olarak yaşamayı ve çalışmayı tercih ettiği bu yeni yaşamında her ne kadar zorluklarla karşılaşsa da “Her adımda iyi ki dediğim bu sonucumla, fazlaca mutluyum” diyor.

KÜRSÜDEN İNDİM TRAKTÖRE BİNDİM

Ece Aynur Onur, ODTÜ Uluslararası İlişkiler bölümü mezunu. Öğrencilik senelerında ABD’den aldığı bursla India Üniversitesi’nde hem yüksek lisans aynı zamanda doktora yapmış. Toplam 9 yıl ABD’de kalan Onur, öğretim bakılırsavlisi olarak da çalışmış. sonrasındasında 2017 yılında akademisyenliği bırakıp ana toprağı Burdur’a dönmüş. Onu beyazyakalı bir hayattan tarıma yöneltense aslında dedesini ve kızını kaybetmesi olmuş. “Dedemin tarlalarının satışına gönlüm razı olmadı” diyen Onur, kızını kaybetmesiyle yaşadığı kayıpların hayatta neyin önemli olduğunu gösterdiğini söylüyor. Kızına hamileyken “Onun için doğanın içerisinde, daha huzurlu ve dingin bir hayat hayal ediyordum. Kızımı kaybettikten daha sonra onun için hayal ettiğim yaşamı, kendim yaşamaya karar verdim” diyerek dede toprağına gelmeye karar vermiş. daha sonralarda yaşadığı bölgedeki hem kuraklıkla hem susuzlukla mücadele için aynı zamanda dedesinin tarlalarına bir daha can verebilmek için proje arayışına girmiş ve hemen sonrasında Susuz Tarım projesini hayata geçirmiş.Şimdilerde Türkiye’deki ilk susuz tarım çiftliğini kuran ve toprağın melekleri adını verdiği 25 kadın tarım işçisiyle beraber çalışıyor. 60-70 dönüm susuz tarımla başladıkları projeye şimdi ise Onur’un öncülüğünde bölgede 800 dönüme ulaşılmış. Çiftliklerinde bununla birlikte terk edilmiş ya da muhtaç olunan sokak hayvanlarına da ev sahipliği yapıyor. Burdur’a büyük bir cesaretle yerleşme sonucu aldığında ailesinin tepkisini de şöyleki anlatıyor:
“Ailem ve çevrem ‘Çıldırdın mı?, Biz seni bunun için mi okuttuk?’ gibi tepkiler gösterdi. Ama zaman içinde annem ve babam da tarlada benimle beraber çalışmaya başladı.” Onur için normal olarak aldığı bu radikal karardan daha sonra yaşamında biroldukca şey değişmiş. “Yüksek hayat koşullarında yaşarken ilk defa köyde yaşıyorum ve toprağa dokunuyorum. 15 yıl boyunca takım elbise ve topuklu giydim ilk defa çamurlu çizmelerle geziyorum. Çalışma saatlerime şimdi hava koşulları karar veriyor. Kürsüden indim traktöre bindim ama bundan oldukça büyük bir zevk duyuyorum” diyerek anlatıyor.

HOSTESLİĞİ BIRAKIP HAYVAN ÇİFTLİĞİ KURDU

Çocukluğunu çiftçi dedesinin yanında geçirmiş olan Nurcan Kaplan, öğrenim yaşamını Almanya’da geçirmiş. Kaplan, Almanya’da eğitim-öğretim yaşamını bitirdikten daha sonra Türkiye’ye dönmüş ve 10 yıl boyunca hosteslik yapmış. Evlendikten daha sonra iki tane çocuğunun dünyaya gelmesinin ardından Kaplan, çocuklarıyla daha fazla vakit geçirebilmek için hosteslik yapamayacağının farkına varmış ve aynı zamanda beraberinde çocuk yaşta hayvan sevgisiyle büyüdüğü, dedesinin hayvancılık yaptığını bu yüzdende çocukluktan beri dedesinden gördüğü ve oldukca sevdiği hayvancılık işine girmeye karar verip hostesliği bırakmış. Üniformayı çıkarıp çizme giyen Kaplan öncesinde tabii özel bir hayvancılık firmasında çalışıp ondan sonrasında İzmir’de kendi büyükbaş hayvan çiftliğini kurmak için Torbalı’da çiftlik satın almış. İlk önce kesim işiyle başlayan Kaplan, hemen sonrasında 65 hayvandan sağdığı sütleri ilçedeki mandıralara satmaya başlamış. “Bir gün toprakla uğraşmam gerektiğini biliyordum” diyen Kaplan hayvancılıkla uğraşmasının tesadüf olmadığını söylüyor. Ve ekliyor: “Hayallerine giden insan, kazanç anlamında bakmıyor. Bu boyutta olmasını hayal etmedim belki de.” Bu işi yaptırabilen şeyin sevgi olduğunu dile getiren Kaplan, “Bu işi kolay kolay yapabilecek biri bulunmaz.
Üretmek o kadar zor bir iştir çalışma saati kavramı burada işlemiyor. İş süresi beyazyakalı dönemimizdeki yaşamımıza benzemez, saati yok, gün sizin için bitmez” diyor. Kaplan, “Geleceğimiz için toprak bize her zaman lazım. Bu işi severek yapmanız lazım” diyor.

Sektöre ilk girdiği sıralarda kadın olduğu için yadırgandığını söyleyen Kaplan, “Kadın olarak burada ne işi var? Beceremezsin” diye tepkiler almış. Hosteslik yaptığı dönemde “Başka ülkelerden insanlar görmek sizi cezbedebilir. Hosteslik cazip gelen bir meslek. Devamlı bakımlı ve şık duruyorsunuz. Dikkat çekici bir tarafı vardır” diyor. Kaplan şimdilerde ise çiftliğinde çizme giyiyor, traktör sürüyor, işine “Bulut Bey” ismini verdiği beyaz atıyla gidiyor.

BOL ÖDÜLLÜ NERMİN HANIM ZEYTİNLİĞİ

Nermin Gelbal Gökduman, İTÜ Metalurji Mühendisliği mezunu. Mezun olduktan daha sonra hemen iş yaşamına atılıp evlenen Gökduman, İstanbul’da telekomunikasyon sektöründe senelerca yöneticilik yapmış. hemen sonrasında 2011 yılında kurumsal iş yaşamını bırakarak “Nermin Hanım’ın Zeytinliği’ni” kurmak için; ailesine ve çevresine şifalı ürünlerle fayda sağlayabileceği, doğanın kucağında, ruhuna iyi gelecek kutsal zeytin ağaçlarıyla Kazdağı Eteklerinde 2012 yılında 52 dönüm 800 zeytin ağacıyla yolculuğa çıkmış. Gökduman, hayatta kendisi için en önemli olan değerlerin başında ailenin ve sağlığın geldiğinin farkına varmış ve bu yüzden plaza yaşamından doğaya dönmek istemiş ve emekliliği beklemeden gençken harekete geçmiş.
Gökduman, Nermin Hanım’ın Zeytinliği’ni kurmak için çıktığı yolda önce kaliteli zeytinyağı üretimi tadımıyla ilgili eğitimlere katılıp, öğrendiği doğruları zeytinliğinde ekibine uygulamış. Zeytinlik seçiminde en kaliteli yağları elde edebilmek için özellikle hafifçe eğimli, yazın sürekli rüzgar alan, denize yamaç bol oksijen üreten, Dünya’nın en lezzetli zeytinyağlarının üretildiği yerlerden biri olan Kazdağları eteklerini tercih etmiş. Gökduman’ın çiftliğinde ürettikleri soğuk sıkım zeytinyağları hem de her yıl oldukca sayıda uluslararası ödüle layık görülüyor. “Bu ödüller bizi daha da motive etti” diyen Gökduman, 2019 yılında Tarım Bakanlığı ve IPARD projeleriyle gerçekleştirdikleri, 8000 m2 üstündeki 2500 m2 kapalı alanda tesislerini hizmete açmışlar. Başlarda mamüllerini gurme şarküteriler aracılığıyla müşterilerine ulaştıran Gökduman, Kazdağı’nın eteklerinde tarımla başlayan hikayelerine artık www.nerminhanim.com ile internetten alışverişi ve yurt dışına Amerika, Hollanda vb. ihracatı da eklemişler. Nermin Hanım’ın Zeytinliği bugün toplam 2500 dönüm üzerinde 30.000 adet zeytin ağacıyla dünyanın en kaliteli zeytinyağlarının üretildiği Edremit Körfezinde üretime devam ediyor.

“Önceden rutin ve kendini bulamamanın verdiği eksikliği yaşayan, arayış arasında olan bir yaşamım vardı” diyen Gökduman şimdi ise 55 kişiye daimi istihdam sağlayan bir işveren artık. Gökduman artık doğa ile iç içe, fazlaca sayıda kişi ile iletişim halinde, kendi tatilini, zamanını, ailesine ayıracağı vakti daha rahat planlayabiliyor. Şifa veren ürünler üretmenin mutluluğunu yaşayan Gökduman, yaşamında nelerin değiştiğini ise şu biçimde anlatıyor: “Kurumsal hayatta sürekli üniversite mezunu, aynı eğitim süreçlerinden geçmiş, daha fazlaca ortak paylaşımınız olan kişilerle çalışmanın avantajını yaşıyorsunuz” diyor ve ekliyor: “Kırsal da iş yaparken çoğunlukta eğitim düzeyi daha düşük, anı yaşayan, acelesi olmayan, akışa bırakmış, mutlu olmayı bilen kişilerle çalışıyorsunuz. Karşılıklı birbirimizden öğreneceğimiz fazlaca deneyimimiz oluyor.”

Dilber Dural

Haber Sitelerinden Alıntı Yapılmıştır.